Anayasa Mahkemesi, 27.07.2017 tarihli 2016/191 E. ve 2017/131 K. sayılı kararıyla 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5’inci maddesinin ilk fıkrasında yer alan 2. cümlenin Anayasanın 38. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle iptaline karar vermiştir.

İstanbul 5. İcra Ceza Mahkemesi, Kocaeli 2. İcra Ceza Mahkemesi, Ankara  13.  İcra Ceza Mahkemesi, Büyükçekmece 1. İcra Hukuk Mahkemesi (Ceza Mahkemesi  Sıfatıyla), Konya 4. icra Ceza Mahkemesi, Büyükçekmece 2. İcra Ceza Mahkemesi 14.12.2009 tarihli ve 5941 sayılı  Çek Kanunu’nun 5. maddesinin Anayasa’nın 2., 5.,  13., 19., 36., 37., 38. ve  141. maddelerine aykırılığı  ileri sürülerek  iptaline karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.

Anılan Mahkemelerce, çekin karşılıksız yazılması durumunda hükmedilecek adli para cezasının çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından az olamayacağı hakkındaki yasa kuralına ilişkin olarak verilen itiraz başvurusu kararlarında; itiraz konusu kuralda çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler hakkında uygulanacak adli para cezasının alt sınırının somut bir şekilde belirtilmediği; sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının zamana ve olaya göre değişen belirsiz kriterlere bağlandığı; ceza miktarının hüküm tarihine göre değişkenlik göstereceği; vekâlet ücretinin ceza tespitinde esas miktara dâhil edilip edilmeyeceği, edilecekse hüküm ile birlikte ayrıca müşteki lehine, sanık aleyhine vekâlet ücreti takdir edilip edilmeyeceği konusunda belirsizlik bulunduğu; ceza miktarının tespiti için her dosyanın bilirkişiye gönderilmesinin zorunlu hâle geldiği, zaten zor durumda bulunan çek sahibi aleyhine yargılama gideri yükletilmesinin davaların mümkün olan en az giderle sonuçlandırılması ilkesine aykırı olduğu; hesaplanacak faiz miktarını failin değil alacaklının davranışı ile takip ve yargılamanın seyrinin belirleyeceği; cezanın bir unsuru olarak belirlenen faizin, takip ve yargılama giderlerinin kanunla değil düzenleyici işlemlerle ve yargısal makamlar tarafından verilen ara kararları ile belirlenmesinin failin suç tarihinde bilmediği veya bilebilecek durumda olmadığı bir cezai yaptırım ile karşı karşıya kalmasına sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 38. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek başvuruda bulunulmuştur.

Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu söz konusu düzenlemede “çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticari işlerde temerrüt faizi oran üzerinden hesaplanacak faizi”nin de adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak unsurlar arasında sayıldığı tespitine yer vermiştir. Kuralda, temerrüt faizinin başlangıç tarihinin “düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihi” olarak belirlenmesine karşın, faizin hangi tarihe kadar işletileceği belirtilmediğini ifade eden Yüksek Mahkeme; bu durumun, sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının miktarı bakımından öngörülemezliğe sebebiyet verdiğini saptamıştır.

Kararda ayrıca düzenlemede çek hamilinin karşılıksız kalan çek miktarı için yapacağı takip giderleri de adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak unsurlar arasında sayıldığını ve kanuni ibraz süresi içinde çeki karşılıksız çıkan çek hamili, çekin karşılıksız kalan miktarını tahsil etmek için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 167. ve devamı maddeleri uyarınca kambiyo senetlerine mahsus haciz veya iflas yoluyla alacağını tahsil edebileceği belirtilmiştir. Bu minvalde, karşılıksız kalan çek miktarı için yapılacak takip masrafları, takibin icra veya iflas yoluyla yapılmasına göre değişkenlik gösterebileceği gibi takip sürecinde alacaklının talebi üzerine icra iflas dairelerinin alacağın tahsiline yönelik işlemlerine göre de değişkenlik gösterebileceği teşhisinde bulunan Anayasa Mahkemesi; bu durumun sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının miktarı bakımından belirlilik içermediğinin altını çizmiştir.

Öte yandan, yargılama giderlerinin de adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulacak unsurlar arasında sayıldığını ifade eden Mahkeme; yargılama giderlerini, yargılamanın yürütülmesi ve sonuçlandırılması için yapılan harcamalar toplamı olarak tanımlamış ve çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verenler hakkında icra mahkemesinde açılan davada yargılama giderlerinin herhangi bir tereddüte yer vermeyecek şekilde önceden belirlenmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Tüm bu nedenler çerçevesinde, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarına çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama giderinin, sanık hakkında hükmedilecek adli para cezasının hesabında göz önünde bulundurulmasının cezanın miktarı bakımından öngörülemezliğe sebebiyet verdiğini belirten Anayasa Mahkemesi; itiraz konusu kuralın “…çekin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile takip ve yargılama gideri toplamından… ” bölümünü Anayasa’nın 38’nci maddesinde yer alan “suç ve cezaların kanuniliği ilkesine” aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Yüksek Mahkeme, Çek Kanunu’nun 5’inci maddesinde yer alan diğer düzenlemelere ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddialarını ise reddetmiştir.

GİZEM BAŞYİĞİT-SEFA GEÇİKLİ

Büyükesat Mah. Fethiye Sok. No: 14 Çankaya

Ankara-Türkiye

Telefon:+90 (312) 439 3131

Faks:+90 (312) 439 3103

GermanEnglishTurkey